Yedinci Gün Romanında Dikkat Çeken Yazım ve Dil Özellikleri ve…

Yedinci Gün’ün Müslüman Türk okuyucularından bazıları, “… okuduğu kitâpçayasaklanan mekrûh mâînin bulunduğu billûr kadehini duvara fırlatıp bin parça eyledi.” (s. 40) ifadesine bakarak “yasaklanan”a “mekrûh” denmez, “haram” denir şeklinde itiraz edebilirler. Bu itirazı savuşturmak üzere diyebiliriz ki: “Okuduğunuz bir ilmihal yahut fıkıh kitabı olmayıp bir romandır ve dahî yazarımız, ‘mekrûh’ kelimesiniburada ‘ıstılâhî, terimsel, terminolojik’ anlamıyla değil, ‘sözcük / sözlük’ anlamıyla kullanmıştır. ”Yedinci Gün’de Arapça, Farsça, Latince, Rusça, Almanca… çeşitli ifadelere rastlanıyor. Yazar bunların anlamını keşfetmeyi okuyucuya bırakmayı tercih etmiş. Romanın her cümlesini, her kelimesini anlamak istiyorsanız, epey yorulmanız gerekecek. Buna rağmen, bu işi tümüyle başaramayabilirsiniz. Örneğin, Osmanlı ordusundaki bir Arap onbaşının “üşengeç ve beceriksiz erlere” “haykırdı”ğı “Yelan elkıshalı halakak! Bedı niktız memhune!” (s. 169) ünleyişi, hangi yöntemle nasıl anlaşılır,bilemiyorum. Diyelim ki sora soruştura öğrendik, karşımıza çıkan anlam, yüzümüzükızartacak kadar galiz bir küfür! Aynı yerde askerlerin analarına hakaret ederek söven Acem çavuşun “haykırdı”ğı “Kiram dehânet!” sözündeki ağır sövgü de hazmedilir gibi değil. Köy camisinde ibadet eden çiftçinin “Emeklilik kesintisini öder gibi enkantasyonlarını okur, içi ferâhlamış bir hâlde mabetten çıkar” (s. 163) olduğunu görünce “Bu enkantasyon neymiş?” diye Şemseddin Sâmî’nin Kamus-ı Fransevî’sine bakabilirsiniz:

“incantacion: sihir ve efsun ile musahhar etme, sihir ve efsun yapma.” tanımını görünce,“Bizim lügatçimiz mi eksik biliyor, yoksa romancımız mı fazla oluyor?” demekten kendinizi alamazsınız. Buraya kadar sözünü ettiğim ve başka örneklerle daha da çoğaltabileceğim noktalar, Yedinci Gün’ün kolay okunan, sürükleyici bir roman olma niteliğini ortadan kaldırmıyor. Ayrıntılara takılmazsanız, bazen gereksiz bir argo ile çeşnilenmiş anlatıma kapılıp gitmeniz ve epeyce eğlenmeniz mümkün. Kimi bölümlerde zevkinizi zorlayan kaba ifadelerin bayağılığı, her şeye ve herkese hayli tepeden bakan yazarın büyüklenişini değersizleştirme gibi bir işleve mi sahip, yoksa anlatılan ve sarakaya alınan gerçeklik hakikaten o kadar pespaye mi? Bu olasılıkların ikisi de anlamlı görünüyor bana.

İbrahim Demirci’nin Türk Dili dergisindeki yazısından alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir