Yedinci Gün Romanında Dikkat Çeken Yazım ve Dil Özellikleri ve…

Yedinci Gün’ünüçüncü ve son bölümünde Târih-i Külhânî’den nakledilen tarihsel öykülerden biri, “Sen de mi Brütüs?” cümlesinin karşısına “Sende mi Brütüs?” cümlesini çıkarmak üzere kurgulanmışa benziyor: “… günün birinde Sezar nâm bir paşa, ordusuyla alkışlar arasında Roma’ya girdi. Herkes onun iktidarı alıp ona buna çatarak zorbalık yapmakistediğini zannetmişti. Ama onun amacı iktidarı değil, çocukluğundan beri Gülgoncası’nı almaktı. Fakat nerede ve kimde olduğunu bilmiyordu. Asker olmasına rağmen sormayada cesareti yoktu, sadece senatoda moruklar onu bıçaklarken evlâtlığı Brütüs’e, ‘Sende mi Brütüs?’ diye sorabilmişti.” (s. 193)

Böylece yazar(lar)ımız, bu parodiyle bilgelik içeren tarihsel bir gerçekliği, bir yazım kuralına dikkat çekmek amacıyla gülünçleştirmeyi başarmış bulunuyor.Yukarıdaki cümleden sonra gelen cümle şu: “Sezar’ı övdükten ve gömdükten sonra harpler ve fetihler devam etti.” Sezar’ı övenin ve gömenin kim olduğu belli değil. Burada bir eksiklik olduğu anlaşılıyor. Bu durum, istenirse Âni Âbimiz’in tarihinin “yalan yanlış kıtır ve palavra” (s. 189) oluşuna bağlanabilir. Büyük İskender’in ordusununFars diyarı ahalisinin “canına okumak”la yetinemeyip henüz nazil olmamış bir sureye sarılarak “canına yasin oku”ması (s. 192) da aynı sebebe mebni olmalı. “… harıl harıl yanmakta olan bir ispirto ocağı” (s. 227) da mübalağa sanatına değilse oraya bağlanabilir.

Yedinci Gün’ün önemli kahramanlarından biri, “Pera’daki Alman Sefâreti’nde,elektrikîyet, elkimya, mihânik ve sâir konularda onlarca icadın ihtirâ berâtını bavulunda taşıyan bir akıl küpü, Arapça ve Türkçe de bildiği için demiryolu yapımında görevlendirilmiş dâhî bir mühendis” “sahaflardan 4 kuruşa al”dığı, “hurma yaprakları”na yazılmış ayetleri okurken mutluluk duyar (s. 38, 39). Romanda Mâide suresinin 89.ayeti -elbette bu bilgiler verilmeksizin- Latin harfleriyle aktarılırken “eymâne” yerine “eymân”, “rakabe” yerine “rekâbeh”, “sıyâmü” yerine “siyâmü”, “eymâniküm” yerine“eymâneküm” şeklinde yanlış yazılmıştır. İçeriği hakkında herhangi bir bilgi verilmemiş olan ayetin anlamı şöyledir:

Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hâllisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamıyan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffâreti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size âyetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz!” “Elinde şarap dolu kadehi olduğu hâlde bunları kırâat eden adamın içi gülüyor, yere göğe sığamıyordu. Ama şuna rastladığında beyninden vurulmuşa dönecekti:” (s. 39)Alman mühendisin “rastladığı” söylenen ayet, ayrı ve uzak bir yerde olmamalı,çünkü bir sonraki ayettir o: “Yâ eyyühelleziyne âmenû innemelhamrü…”Alman mühendis, “Ey iman edenler, içki…” ifadesini görür görmez “beynindenvurulmuşa dön”düğüne göre, içkinin yasak edilmiş olduğunu sezmiş olmalı ki, “İştetam da bu satırda, başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi oldu. İçi kan ağlıyor, karakara düşünüp kendini yiyordu. Okumaya devam etti:“… velmeysirü……” (s. 40) “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar),fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.

Ayetin anlamını daha o ayeti okumadan fehmeden Alman mühendisin kerametini bendeniz okuyucu olarak takdir edebilirim amma anlatıcı yazarın bu keramete dairbir imacık olsun lütfetmemesini garipsedim doğrusu.

İbrahim Demirci’nin Türk Dili dergisindeki yazısından alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir