Yedinci Gün Romanında Dikkat Çeken Yazım ve Dil Özellikleri ve…

1930’lu senelerde memleketin münevverleri bir bakıma iki zümreden ibaret”tir (s. 203) ve “her iki zümre de, Lisân Müessesesi’nin tâbirini kullanmak gerekirse, ‘üretici’değil ‘tüketici’ dirler. “Bunlar, kültür mamûllerini tüketen münhelikler, cetvel gibi dümdüz kitap kurtları”dır (s. 205).“Târih-i Külhânî” müellifi “Âni Âbimiz” de, Yedinci Gün yazarı İhsan Oktay Anarbiraderimiz de “tüketici” anlamına gelen “müstehlik” kelimesini bilmiyor olamazlar.

Binaenaleyh “münhelik” demişlerse bir hikmeti vardır diyeceğim ama bir “münhelik”sadece kendisini tüketebilir, “kültür mamûlleri”ni tüketemez. İkisi aynı kapıya çıkar diyerek gülümseyebilir miyiz?

Yazar(lar)ımız, sözünü ettikleri iki zümrenin dışında bir üçüncü zümreyi “döküntü münevverler”i şöyle anarlar: “Geçen asır sonlarında şâhikasına ulaşmış lisân, yerini birkabile diline bırakınca bu pestenkerânî münevverlere gün doğmuştu. Tahsilleri terbiyeleri yoktu ama, haklarını yememeli, bu ekmek derdinde oldukları içindi. (…) Muharrir olup cemiyette hürmet görmek istiyorlardı ama, nasıl kitâp yazacaklardı! Bu işin bir kolayıolmalıydı. Neyse ki bütün kültür sıfırlanmış, herkese sıfırdan başlama imkân ve imtiyâzıverilmişti.” (s. 205) “… nasıl kitap yazacaklardı” cümlesinin sonuna neden soru işareti değil de ünlem konulmuş olduğunu sormanın bir anlamı var mı? Bilmiyorum. Bildiğim şu ki,yazarımız, buraya kadar sözünü ettiğimiz hususlara karşı pek müstahkem bir mevki, hayli muhkem bir mevzi inşa edip oraya yerleşmiş bulunuyor. Romanın başkahramanı İhsan Sait, “bu şerefsiz Moğol”, “bu mütekâmil homo erektüs”, “… öfkeden kuduran bir kurt gibi gırrrrramer ve imlânınkiler dâhil bütün kâideleri iştahla çiğnemeye kararlıydı.”(s. 127) Tamam, istediğin her şeyi çiğne ve yut ama “Ulu Hakanımız”, “Sultan Abdülhamid Han Efendimiz” (s. 126) devri hakkında onu “kızıl sultan” diye yaftalayanların bile cesaret edemeyecekleri şu bühtanı, şu iftirayı bir düşün:

Aşağıda Beyazıt Meydanı görünüyor ve buradaki darağacında, daha dün gece Padişah Efendimiz’e suikasta teşebbüsettikleri için asılarak idâm edilen, göğüslerine iğnelenmiş mahkeme kararlarıyla, biriihtiyar iki kişinin cesedi göze çarpıyordu.” (s. 18)

Suikast teşebbüsünün peşinden çok acil muhakeme, pek ivedi ilam, hemencecik idam, ha? Yazıklar olsun! Bu cümleyi yazabilen, yazdırabilen hissin ardında cehâlet ve cüret mi var, kin ve husumet mi? Ziya Nur Aksun’dan haberiniz yoksa Orhan Koloğlu’nu da mı işitmediniz? Şu cümleyiokurken de benzer -elbette daha hafif- bir infiale kapıldım:

Nihayet, bir padişahınboğulduğu ve savaş zamanları hesaba gelmez Frenk sefirlerinin tıkıldığı zindanın önündengeçti.” (s. 87)

Hesaba gelmez Frenk sefirleri” ne demek? Payitahtta kaç Frenk sefiri varki hesaba gelmesin? “Sen de mi Brütüs?” sözü, kendilerine iyilik edilen ve güvenilen kimselerden görülen nankörlük ve ihanet karşısında hemen akla gelen bir sözdür. Bu söz, aynı zamanda, bağlaç olan “de”nin bir sözcük olduğuna ve bulunma durum eki “–de” gibi bitişik yazılmaması gerektiğine örnek olarak da anıla gelmiştir. Buna rağmen bu yazımkuralını anlamayı ve uygulamayı beceremeyenlere sıkça rastlanır.

İbrahim Demirci’nin Türk Dili dergisindeki yazısından alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir