Yedinci Gün Romanında Dikkat Çeken Yazım ve Dil Özellikleri ve…

Arapça bir duada “ileyhi” yerine “ileyni” yazılması dizgi yanlışı sayılabilir ama“kemâ” yerine “kamâ” (s. 69) yazılması hoş görülemez; çünkü hiç hoş değil!

Müslümanlar, ne sağ yanlarındaki meleğe, “Esselâmün aleyküm ve rahmetullâh!”(s. 16) derler, ne sol yanlarındakine. Çünkü onlar “Esselâmü aleyküm…” derler.“

Gelgelelim imsâk vaktinden önce sabah namazını okumasına rağmen câmiiye gelengiden yine olmadı.” (s. 74)

Paşaoğlu bu! Ezan yerine namazı okur! Nitekim “Allâhû Teâlâ’nın irâde buyurursakendisiyle konuşacağını ve hâşâ Kelâmullah olacağını düşün”ür! (s. 74) Zavallı,“Kelîmullah”ı ile “Kelâmullah”ı ayırmaya ne bilgisi yeter, ne dikkati! Hem o “daraboğul”duğunda “hafakanlar” değil, “afakanlar bas”an biridir. (s. 27)

“Müminler” “akîdesi bozulup delâlete düş”mezler, (s. 136) “dalâlete” düşerler! Hafazanallah!

“… Makbul İskoç Riti Şûrâ-yı Âlî-i Osmânî üstad-ı a’zâm-ı Faik Süleyman Paşa…” (s. 135)

Böyle tuhaf bir terkip irtikâbı içün kaç hokka ve dahî kaç renk mürekkep yalamak gerek? Yazarın kafası sanırım “düvel-i muazzama” bulaşığı yüzünden “belâ-yı muazzama” (s. 9) diye bir garabet üretmiş; “belâ-yı azîm” yahut “belâ-yı muazzam” diyememiş.“Cenâb-ı Hakk” sözünü böyle çift k ile bitirmek ülkemizde daha çok bazı dinî yayınlarda görülen, yersiz bir uygulama. “Hacc” ve “nass” sözcüklerinde de bu uygulamaya sık rastlanır. Bu yersiz uygulama, Arapçanın çift ünsüzlü (şeddeli) bütünsözcüklerine yayılsa “hiss, hall, züll, redd, hadd, zann, zamm, şerr, hatt, hazz, hürr, şıkk,mürtedd…” yazmak gerekirdi.

Dinî yayınlarda veya yapılarda “cami / câmi” yerine “camii / câmii” yazıldığını,sözcüğün sonuna gereksiz bir “i” konduğunu sıkça görürüz. Bu tuhaflık Yedinci Gün’de de karşımıza çıkıyor: “… câmiilerde müminler alınlarını zemine koyup secde etmişlerdi bile.” (s. 16) “kıraathânelerde, câmii avlularında, devlet dâirelerinde…” (s. 103) vb.“150 santim mekabında” (s. 91) derken kastedilen şeyin santimetreküp (mik’ab/ mikap) olduğunu sözün akışından çıkarabilirsiniz; buradaki “mekab / mekap”ın anlamını öğrenebileceğiniz herhangi bir sözlük bulamazsınız.“Kafalarındaki panama, melon yâhut fötür şapkalara, iyi ya da kötü dikilmiş kruvazeceketlere, kravatlara, bol ve ütülü pantolonlara bakılırsa erkek tâifesi, yeni rejim tarafındanadamakıllı tedîp ve temdi edilmiş sayılırdı.” (s. 198) Şapkalar “kafalarda” olacağına“başlarda” olsa, “pantolonlar” TDK Yazım Kılavuzu’ndaki gibi değil de İzmir Kemeraltı’ndaki bazı vitrinlerde görüldüğü gibi “pantalonlar” olsa ve nihayet “temdîn” (medenileştirme, uygarlaşma) sözcüğü tam yazılsa, daha şık olurdu. 225. sayfadaki “hereke halısı”nın sonraki sayfada “Hereke halısı” oluşunda özensizlik bulabilirim ama “kolları bacakları gırtlaklanmış koyun gibi kasılıp titreyen adamcağız”ın niçin ve nasıl “zekâvete gir”diğini (s. 97-97) anlamakta ve tanımlamaktasıkıntı çekiyorum. Acaba burada “zekâvet” denen şey, “sekerat” mı? Ölüm öncesinde, can çekişirken beliren sekerata, kimi yörelerde “sekâret / zekâret” de denir mi? Yedinci Gün’ün ithaf edildiği “anneanne” kelimeyi “zekâvet” diye yanlış öğrenmiş ve öğretmiş olabilir mi?

İbrahim Demirci’nin Türk Dili dergisindeki yazısından alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir