Deyim

En az iki sözcüğün kendi temel anlamlarını yitirerek, yeni ve soyut bir kavramı karşılamasıdır. Bu tanımdan çıkarabileceğimiz ipuçlarından (satır aralarını okumaktan) başlayarak deyimlerin özelliklerini sıralamaya çalışalım şimdi:
Tek sözcüklü deyim olmaz. Öyleyse tek bir sözcüğün “deyim anlam”ından söz etmek doğru değildir. Sözcüklerin oluşturduğu “deyimin anlamı”ndan söz edilebilir ancak.

Deyimi oluşturan sözcükler TA’ya (temel anlamlarına) bir biçimde bağlı olmakla birlikte, bütünüyle TA taşımaz.
Deyimin karşıladığı kavram, anlatılması güç, soyut bir kavramdır. Deyimi oluşturan sözcüklerin ise TA’ları somut. Öyleyse deyim, bir “somutlaştırma” olayıdır. (O zaman bir soru: Somutlaştırma ile ne farkı var deyimin? Çok basit. Somutlaştırma, tek sözcükle yapılır; deyim ise en az iki sözcük olmak zorundadır.)

 
Deyimlerin, özellikle Türkçe açısından bize gösterdiği kimi gerçeklere de şöylece bir baktıktan sonra özelliklerine geçeceğim. Deyim bilmeyen kişinin Türkçeyi bütün olanaklarıyla kullanmasından söz edemeyiz; çünkü deyimler, gerçekten Türkçenin önemli bir zenginliğidir. Ancak, Türkçenin deyim bakımından bu kadar zengin olması, bize aynı zamanda Türkçenin yoksulluğunu da göstermez mi? Halk (deyimi halk yapar), sözcük olarak karşılığını bulamadığı soyut kavramları karşılamak üzere oluşturur deyimleri, öyleyse Türkçenin en önemli zenginliği sayılan deyimler, aynı zamanda aydın ve sanatçılarımızın, Türkçenin soyut kavram gereksinmesini karşılamakta yetersiz kaldığının da göstergesidir.
Deyim, kaç sözcükten oluşmuş olursa olsun bir (tek) soyut anlamı karşılar.

 
Kalıplaşmıştır. Hem biçim olarak hem anlam olarak. Sözcükler kendi anlamlarından uzaklaştığı için, o deyimi bilmeyen kişi, sözcüklerden giderek deyimin anlamını çıkaramaz. Biçimsel kalıplaşma: Deyimi oluşturan sözcüklerin yerleri değiştirilemez. Deyim başka dile sözcük sözcük çevrilemez; dil içi çeviri bile yapılamaz. “Başı çekmek”: Önde gitmek, lider olmaktır. “Baş” ile “kafa” sözcükleri yakın anlamdadır; ama “baş” yerine “kafa” sözcüğünü koyarsak eski deyimle ilgisi olmayan, bambaşka bir deyim çıkar karşımıza: “Kafayı çekmek.” Bu yeni deyimin öncülükle değil içki ile ilişkisi vardır ancak. Anlamsal kalıplaşma: Deyim bir bütün olarak hangi anlama geliyorsa hep o anlama gelir. Kişilerin deyimi başka anlamda kullanma çabası, olsa olsa onların Türkçeyi iyi bilmediklerini kanıtlamaya yarar. “Etekleri tutuşmak” ve “etekleri zil çalmak” deyimlerinin ikisi de “acele, telaş” anlamı içerir; ama ilkinde bir panik durumu, ikincisinde ise sevinçli bir telaş anlamı gizlidir. Birbirine çok yakın bu iki deyim bile birbirinin yerine kullanılamaz.

 
Bir durumu, bir davranışı, bir duyguyu anlatır. En çok bu özelliğiyle atasözünden ayrılır.
Bir zamanlar halkın, sözü dinlenen kişileri tarafından yapılmış icatlardır. Halkın ortak malı olmaları, halkın ortaklaşa üretimi gibi algılanmamalıdır. Deyimi de ilk söyleyen birileri vardı. Ancak beğenilip yaygınlaştıktan sonra halkın ortak malı olmuştur deyimler; tıpkı anonim halk edebiyatı ürünü olan türküler, maniler gibi.

 
Halk tarafından benimsenecek, kullanılacak kadar beğenilmesi koşuluyla her an, yeni deyimler oluşabilir.
Çoğu “-mak, -mek”le bittiği için, kişiye ve zamana göre çekimlenebilir: “Saçı(mı/m) süpürge et(tim/ti/miş)” Ancak tümce biçiminde olan deyimler de vardır. “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” gibi, “Gelen ağam, giden paşam.” ya da “Dışı seni yakar, içi beni.” gibi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir