Türkçenin Ses Özellikleri

    Bir dilin başka dillerden ayrılan yönlerinden biri, onun ses düzenidir. Bir dil bir başkasından -eğer bir yakınlıkları, bir akrabalıkları yoksa- seslerinin niteliği açısından bütün bütün ayrılır.

    Ses düzeni deyince de bir dilde var olan sesleri ve bunların niteliklerini anlıyoruz. Bu niteliklerin başında da ünlü ve ünsüzlerin (vokal ve konsonların) çıkış yerleri ve biçimleri açısından özellikleri, o dildeki kimi ses eğilimleri, uzunluklar, vurgu, ton, ezgi özellikleri akla gelir. Örneğin Türkçenin ünlüleri berrak ağız ünlüleri olup Türkçe, ünlüler açısından zengin bir dil sayılır. Çünkü bütün dünya dillerinde ünlülerin toptan sayısı 13 iken, kimi dilde çok az sayıda ünlü bulunurken (örneğin Arapçada /a/, /u/, /i/ gibi üç temel ünlü varken) Türkiye Türkçesinde 8 temel ünlü kullanılmaktadır. Ünsüzlerin sayısı da öteki dillere oranla az değildir.

    Burada, sesbilim açısından önemli bir nokta üzerinde de durmak gerekir, sanıyoruz: Her ne kadar dünya dillerinde belli sayıda ünlü ve ünsüz bulunuyorsa da bunların nitelikleri birbirinden çoğu zaman ayrılır. Örneğin Türkçedeki /a/ ile İngilizcedeki, Fransızcadaki, Farsça ve Japoncadaki /a/ sesleri birbirinden farklıdır. Bu /a/ türlerinden kimi /o/ya yakın, kimi genzel, kimi de Türkçedekinden daha uzundur, /r/ için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Türkçedeki /r/, çıkış yeri diş eti olan, çarpmalı türden bir ses iken örneğin Almancada bunun yanı sıra, küçük dil yakınında çıkarılan bir /r/ sesi bulunur. Buna karşılık A/ sesi Türkçede sözcük başında görülmez. /ı/ ünlüsü Türkçede, Rusçada bulunurken birçok dilde yoktur, /c/ ve /j/ sesleri Almancada yokken birçok dilde vardır. Diller arasında, sesler açısından göze çarpan bu ayrımlar, bir dili konuşan bir yabancının sözcükleri, tümceleri söyleyişi sırasında apaçık belli olur, kendi seslerini söylemeye alışan bir kimse, yabancı dili konuşurken genel olarak anadilindeki sesleri kullanır. Bir sözcük başka başka dillerde kullanılır durumda bulunsa da bunların her dildeki söyleniş biçimleri genellikle değişiktir. Örnek olarak Türkçe ve Farsçada da bulunan Arapça cahil sözcüğünü bu dilleri anadili olarak konuşan kimselere söyletecek olursak birbirinden ayrılan söyleyiş biçimleriyle karşılaşırız.

    Türkçenin ses açısından çok önemli bir özelliği, onu pek çok dilden ayıran ve Altay dilleri gibi pek az dilde bulunan “ünlü uyumları”dır. “Büyük ünlü uyumu kuralı” dediğimiz kural, Türkçede sözcüklerin ilk hecelerinde art (kalın) ünlü varsa sonraki hecelerde de yine art ünlünün; ön (ince) ünlü bulunuyorsa, sonrakilerde de yine ön ünlünün yer alması, sözcüğe eklenen birimlerin de -pek az istisnası dışında- bu eğilime uymasıdır. Örneğin:

kar-şı-laş-tır-dı-ğı-mız,
o-tu-rum-la-rın,
u-za-ta-ma-ya-ca-ğım

gibi kuruluşlarda ilk hecedeki art ünlüleri yine art ünlüler izlerken

ken-di-li-ğin-den,
i-çi-ri-le-me-di-ği,
is-tek-siz-li-ği-miz,
ü-züm-cü-ler-den

gibi kuruluşlarda bunun tam tersi bir durum söz konusudur; ön ünlülerden sonra, yalnızca ön ünlüler sıralanmıştır.

    Bu eğilim bir söyleyiş kolaylığı da sağlamakta, dilin ön ya da arkada tümsekleşmesi sonucunda çıkarılan bir ünlüden sonra yine aynı nitelikteki bir sesin oluşturulması daha kolay olmaktadır.

    Küçük ünlü uyumu ya da dudak benzeşmesi adı verilen kurala göre de Türkçede ünlülerin çıkarılışı sırasında dudakların durumunda bir uyum sağlanmış olur; bir sözcüğün ilk hecesinde bir düz ünlü (dudakların düz durumunda çıkarılan ünlü) varsa sonraki ünlüler de düzdür: tıkamak, başladığım, kapalı; iliştirmek, geldiğimiz, gecelemeliydi… örneklerinde olduğu gibi. Aynı kurala göre, eğer bir sözcüğün ilk hecesinde yuvarlak ünlü bulunuyorsa bunu izleyen hecelerdeki ünlüler ya dar yuvarlak, ya da geniş düz niteliktedir: yosun, kocaman, duraklamak, kurutma; üşenmek, öksüzlük, üzüntüden… örneklerinde olduğu gibi. Geniş ve yuvarlak olan /o/, /ö/ ünlüleri yalnız ilk hecede bulunabilir: oyuncu, korkmak; sömürüldü, örselenmesin… gibi.

    Türkçedeki bu ünlü uyumları, bu dile giren pek çok yabancı öğeyi de etkilemiş, bu sözcükler dilin ses eğilimlerinin etkisiyle değişmiş, Türk’ün söyleyişine uygun bir biçime getirilmiştir. Örneğin Arapça kökenli sûret surat’a, mumkin mümkün’e, zaîf zayıfa; Farsça kökenli hâste hastaya, dîuar duvara, mâle malaya; İtalyancadan gelme brillante pırlanta’ya dönmüştür. Örneklerde de görüleceği gibi, değişikliklerin oluşumunda Türkçede, özellikle Türkiye Türkçesinde uzun ünlülerin bulunmaması da rol oynamış, bunları taşıyan yabancı öğelerde bu uzunlukların kısaltılması yoluna gidilmiştir.

    Türkçede söz başında birden çok ünsüz bulunmamakta, bu sesleri olan yabancı öğelerde değişiklikler meydana gelmiş bulunmaktadır: station istasyon’a, scala iskeleye, spirto ispirto’ya dönmüştür. Öte yandan dilimizde sonseste, yani sözcük sonunda yalnızca ötümsüz (sert) ünsüzlerin bulunması (ağaç, tarak, top gibi örnekler düşünülmelidir) buna aykırı ses yapısındaki yabancı sözcüklerde değişikliklere yol açar. Böylece kitâb, kitap; derd, dert; Ahmed, Ahmet; ilâç, ilâç; reng, renk biçimlerini almıştır.

    Kitabımız bir dilbilgisi kitabı olmadığı için Türkçenin öteki ses özellikleri üzerinde durmuyoruz. Ancak burada anadilimizin ilginç bir niteliğine değinmeden geçemeyeceğiz:

    Türkçe, yazılışı aynı (İng. homographic), değişik anlamlı öğeleri belirgin bir vurguyla birbirinden ayırmaktadır. Örneğin bir bez ve bir kitap türünü gösteren yazma, ikinci hecesi vurgulu olarak, yazMA biçiminde söylenirken aynı eylemin buyrum (emir) kipinin 2. tekil kişi olumsuz çekimi YAZma biçiminde sesletilmektedir. Buna, gezME-GEZme, silME – SİLme gibi pek çok örneği ekleyebiliriz. Daha da ilginç olanı, özel ada dönüşmüş ad ve sıfatların da vurgu ayrımıyla belli edilmesidir:

çeşME ‘su alınan yer’ – ÇEŞme ‘yer adı’
elmaLI ‘elması olan’ – ELmalı ‘yer adı’
paZAR ‘çarşı’ – PAzar ‘yer adı’
tepeCİK ‘küçük tepe’ – TEpecik ‘semt adı’ (İzmir)

Bu örnekleri kolaylıkla artırabiliriz.

    Dilciler, dilleri ses açısından “güzel” ya da “çirkin” biçiminde nitelemezler. Bunun nedeni, güzellik ya da çirkinliğin kişisel değerlendirmelere dayanması olduğu kadar, her dilin, iyi konuşanların, sözcükleri doğru ve güzel söyleyen, vurgu ve tonlamaları yerinde gerçekleştiren kimselerin ağzında, kendince bir güzelliğinin bulunduğunun söylenebileceğidir, sanıyoruz. Bir dil için “güzel dil” biçimindeki değerlendirmeleri daha çok halkın ve kültürlü, entelektüel kimselerin konuşmalarında duyabiliriz.

    Bu bakımdan Türkçe için yan tutan, önyargılı bir tutumla “güzel dildir” demek, yerinde görülmeyebilir. Ancak hemen söyleyelim ki, yukarıda değindiğimiz gibi, ünlüleri bol bir dil olan Türkçe bu niteliğiyle, ünlü uyumları ve ünsüz benzeşmeleriyle kulağa hoş gelen, kulağı tırmalamayan ses birleşmeleriyle, sözün değişik yerlerinde beliren vurgu, ton ve ezgi (entonasyon) özellikleriyle ahenkli, kulağa hoş gelen bir dil görünümü vermektedir. Kaldı ki, Türkçe bilmeyen ya da bu dili yeni öğrenen birçok yabancının, Türkçe için “ne hoş ahengi var şu Türkçenin” dediklerini duymuşuzdur.

Oğuzhan Yüksel’in yorumu ile yukarıdaki yazının Doğan AKSAN’ın Türkçenin Gücü adlı kitabından alınmış olduğunu öğrendim.

Tırnak İşareti ( ” ” )

1. Başka bir kimseden veya yazıdan olduğu gibi aktarılan sözler tırnak içine alınır: Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin ön cephesinde Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” vecizesi yer almaktadır. Ulu önderin “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözü her Türk’ü duygulandırır.
Bakınız, şair vatanı ne güzel tarif ediyor:

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

UYARI : Tırnak içindeki alıntının sonunda bulunan işaret (nokta, soru işareti, ünlem işareti vb.) tırnak içinde kalır: “Akıl yaşta değil baştadır.” atasözü yüzyılların tecrübesinden süzülüp gelen bir gerçeği ifade etmiyor mu?

“İzmir üzerine dünyada bir şehir daha yoktur!” diyorlar.
(Yahya Kemal Beyatlı)

UYARI : Uzun alıntılarda her paragraf ayrı ayrı tırnak içine alınır.

2. Özel olarak belirtilmek istenen sözler tırnak içine alınır: Yeni bir “barış taarruzu” başladı.
3. Cümle içerisinde kitapların ve yazıların adları ve başlıkları tırnak içine alınır:
Yahya Kemal’in bazı şiirleri “Kendi Gök Kubbemiz” adı altında çıktı.
(Ahmet Hamdi Tanpınar)
“Yazım Kuralları” bölümünde bazı uyarılara yer verilmiştir.
UYARI: Cümle içerisinde özel olarak belirtilmek istenen sözler, kitapların ve yazıların adları ve başlıkları tırnak içine alınmaksızın koyu yazılarak veya eğik yazıyla (italik) dizilerek de gösterilebilir:
Höyük sözü Anadolu’da tepe olarak geçer.
Cahit Sıtkı’nın Şairin Ölümü şiirini Yahya Kemal çok sevmişti.
(Ahmet Hamdi Tanpınar)
UYARI : Tırnak içine alınan sözlerden sonra kesme işareti kullanılmaz: Yahya Kemal’in “Aziz İstanbul”unu okudunuz mu?
4. Bibliyografik künyelerde makale adları tırnak içinde verilir.

75. Dil Bayramı’nda Türkçe

Uluslaşma ile birlikte aydınlanma sürecinde Türkçe en önemli araçlardan biri olarak ele alındı. Bir yandan Harf Devrimi, öte yandan Dil Devrimi ile özleşmeye verilen ivme, yalnızca ortak dil ve öğretim dili işleviyle Türkçenin gelişmesini sağlamakla kalmadı; dışlandığı bilim alanlarında evrilmesinin de önünü açtı. Ancak 1950 yılından başlayarak bu coşku türlü yollarla BOP’landı (1).

İlk önce insan eğitiminin en güçlü örgütü olan, ama sonradan CHP ile özdeşleştirilen 478 Halkevi (2), ardından kırsal kesimde eğitimle üretimi birleştirecek olan 21 Köy Enstitüsü kapatıldı. Kitaplıklardaki sol sayılan yayınlar ayıklandı, 350 kadar halkevi kitaplığındaki kitaplar ise ya yakıldı ya da yeniden kâğıda dönüştürüldü. Milli Eğitim Bakanlığı içine yuvalanan yabancılar ilk ve ortaöğretimi altüst etti. Her yıl gereksiz yere program değiştirerek öğretmenleri şaşkına çevirdi. İleride yönetime gelebilecek yetenekli gençlerden er ayanlar, geç erenler birbirine düşürüldü.

1952 yılında maarif kolejleri, 1955 yılında da ODTÜ açılarak yabancı dille öğretim başlatıldı. Orta gelirli aile çocukları beyin göçü için İngilizce öğretime koşuldular. Türkçenin bilim dili olarak gelişmesi de böylece suya düştü. Yetenekli alt kesim çocukları ise, imam hatip eğitimine bağlandı; BOP’çu, YOP’çu yöneticilerine bugünkü ortamı hazırlamak için. Devlet okullarındaki başarılı öğretmen ve öğretim üyeleri ise, 1980’den sonra sayıları arttırılan özel okullar ile dershanelere çekilerek orta ve yükseköğretim çökertildi. Kurtuluş Savaşı, İngiliz İmparatorluğu ile Fransa’ya karşı yapıldığı halde, tarih derslerinde yalnızca cepheye sürülen Yunanlılar anlatıldı. Bunun en önemli getirisi ne oldu? İngilizceye karşı oluşacak tepkiyi silerek bu dilin kafalara ve okullara, üstelik öğretim dili olarak girişini kolaylaştırdı.

Prof. Dr. Erol Manisalı ‘ya göre sivil ve askerlerin ortaklaşa düzenlediği 12 Eylül 1980 darbesi dış-denetime ve yolsuzluklara önlenemez bir hız verdi. Dış güçler, darbeci paşalara Atatürk ‘ün vasiyetini değiştirterek 1982 Anayasası’yla Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’nu kapattırdılar. 1983 yılında Başbakanlık’a bağlı olarak açılan mirasyedi AKDTYK-TDK dairesini ekinsiz bilimsiz profesörler mi yönetiyor?

Bu BOP’çu, bu YOP’çu dairenin yaptıklarına bakıp öyle karar verin:

1. Yazım kurallarını bozdular, hâlâ düzelmiyor.

2. Yeni türetilmiş Türkçe sözcüklerin kullanımını yasakladılar.

3. Türkçe karşılığı olan İngilizce sözcükleri sözlüğe doldurdular, sözlükte yapılan yanlışları düzeltmediler.

4. Türkçe öğretimi üzerine hiçbir yol geliştiremediler.

5. Şimdi de kadını kötüleyen atasözleri ve deyimleri sözlükten atacaklarmış (Cumhuriyet 15/16/20 Tem. 2006). O deyişler sanki AKDTYK-TDK dairesi sözlüğünden mi öğreniliyor? Değişmeyen kafa onların yenilerini yaratmaz mı?

6. O kadar duyarlı idiler de MEB’in okullar için bastırttığı küfürlü bilmeceler için neden seslerini çıkarmadılar?

7. Türkçeyi unutturan MEB’i hiç uyardılar mı?

8. Bakalım sırada hangi ‘kara-karar’ , ufukta hangi ‘kara-haber’ var?

Yurtiçindeki eğitim, test sınavlarıyla ‘ezber’ e bağlanırken, bir de ne görelim! Yurtdışında nesi Türk olduğu pek belirsiz Türk okulları açılmış, üstelik Türkiye’de kazanılan paralarla (3) dünyanın dört bir yanına yayılan o okullarda öğretim Türkçe değil, İngilizce imiş. Bir ders ile Türkçe de öğretiliyormuş. Şu işe bakın! Bunu hangi bilen Türkler niçin yürütüyor, nasıl denetliyor?

1982’de YÖK kurularak bütün yüksekokulların üniversitelere bağlanması yükseköğretimi yönetilemez, eğitim-öğretimi evrilemez duruma soktu. Türkçe karşısında en büyük son engeli de acaba YÖK ile ÜAK mi yarattı? Nasıl mı? Yabancı dilde yükseköğretimi genişleterek, öğretim üyeliğine yükselmede yabancı dille yapılan yayınlara Türkçe yayınlardan daha fazla puan vererek, yüksek lisans ve doktora tezlerinin devlet dili dışında bir yabancı dilde yazılmasını onaylayarak getirilen ‘yurtdışında yayın yapma’ koşulu ile bilimselliğin ölçülmesini Batı’daki dergi yayın kurullarına bırakarak, alan Türkçesini öğretim dışı kılarak, İngilizce 25 kişilik sınıflarda öğretilirken genel Türkçenin 50-400 kişilik sınıflarda öğretimine göz yumarak.

Kimse kimseyi kandırmasın! Harf Devrimi olmasaydı, İngilizce çoktan devlet dili seçtirilmişti. Dil Devrimi yapılmasaydı, okulların hepsinde öğretim İngilizce ile verdirtilecekti. Plan tutmadı ise de, 1952’de Maarif Kolejleri ile ODTÜ açılışı bir de bu gözle irdelenmeli. İÜ ile DTCF’de kimi karşıdevrimci Türkoloji egemenleri de -bilmeden mi desem- onlara büyük katkı sağladı. Çarşıya, sahil yerleşimlerine, turistik işletmelere bir bakın. Ortaçağın ‘Tanrı Devleti’ ni Ortadoğu’da kurabileceğini sananları bir dinleyin. Suyun başını kimler tutmuş, önce bir görün. Bütün engellemelere karşın gene de yolun üçte birini yürüdüler mi? Bugünün gençleri pek anlayamasa da 1950’den beri ezim ezim eziliyor, parça parça satılıyoruz. BOP’lu, YOP’Iu dil bayramına yazık olsun!

Prof. Dr. Ömer DEMİRCAN Okan Üniversitesi

(1) BOP: Büyük Ortadoğu Projesi. YOP: Yeni Ortadoğu Projesi.

(2) Kırsal kesimde de 3844 halk odası kapatıldı.

(3) Nurettin Veren 26/27.06.06, Kanal Türk.

Dil Bayramı 75 Yaşında

Dil Bayramı`nın 75. yıl dönümü etkinlikleri, yarın Dolmabahçe Sarayı`nda başlayacak.

Türk Dil Kurumu`ndan (TDK) yapılan yazılı açıklamaya göre, 26 Eylül 1932`de Birinci Türk Dili Kurultayı`nın toplandığı yer olan Dolmabahçe Sarayı, Dil Bayramı`nın 75. yıl dönümü dolayısıyla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül`ün himayesinde çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak.

75. Dil Bayramı`nın açılışı, yarın Cumhurbaşkanı Gül tarafından gerçekleştirilecek. Açılış töreninde, TBMM Başkanı Köksal Toptan, Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Sadık Tural ve Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın da konuşacak.

Açılışın ardından TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil`in oturum başkanlığını yapacağı “Siyaset Dilinde Türkçe” konulu oturum gerçekleştirilecek. Oturumda, Haluk Koç, Gürcan Dağdaş, Ahmet Tan, Bülent Akarcalı, Ekrem Erdem ve Candaş Tolga Işık konuşmacı olarak yer alacak.

Aynı gün “Sağlık Dilinde Türkçe” konulu oturum yapılacak. Prof. Dr. Erol Göka`nın başkanlığını yapacağı oturumda, Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Prof. Dr. Erol Belgin, Prof. Dr. İlter Uzel, Prof. Dr. Ayla Bayık, Prof. Dr. Cengiz Yakıncı ve Mustafa Şerif Onaran konuşmacı olacak.

Dolmabahçe Sarayı`nın bahçesinde aynı akşam TBMM Başkanı Toptan, Devlet Bakanı Aydın, Kültür ve Turizm Bakanı Günay ile devlet erkanı, yazar, şair, sanatçı ve basın-yayın dünyasından seçkin isimlerin bir araya geleceği “75. Yıl Dil Bayramı Özel Programı” TRT`nin katkılarıyla yapılacak.
   
3 gün sürecek etkinliklerin 2`nci günü olan 27 Eylül`de, “Kitle İletişim Araçlarında Türkçe” konusu ele alınacak. RTÜK Başkanı Zahid Akman`ın başkanlığını yapacağı oturumda, TRT Genel Müdür vekili Ali Güney, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Hilmi Bengi, Hasan Celal Güzel, Hakkı Devrim, Defne Samyeli, Oğuz Haksever ve Tansu Polatkan konuşmacı olacak.

Aynı gün “Sanat Dilinde Türkçe” başlıklı oturumun başkanlığını Doğan Hızlan yapacak. Oturumda Kayahan Açar, Ayşegül Atik, Hülya Koçyiğit, Sezen Cumhur Önal, Timur Selçuk ve Levent Ülgen konuşacak.

“Küreselleşen Dünyada Türkçe” başlıklı oturumda da, Prof. Dr. Şiir Yılmaz`ın başkanlığında, Prof. Dr. Bedriye Saraçoğlu, Prof. Dr. Haydar Çakmak, Prof. Dr. Sacit Ertaş, Doç. Dr. Türel Yılmaz ve Yrd. Doç. Dr. Müslüme Narin konuşmacı olacak.     

Etkinlikler çerçevesinde 28 Eylül Cuma günü de “Dünden Bugüne Türkçe” konulu oturum yapılacak. Başkanlığını Prof. Dr. Hamza Zülfikar`ın yapacağı oturumda, Prof. Dr. Osman Fikri Sertkaya, Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Prof. Dr. İgor Kormuşin ve Prof. Dr. Nurettin Demir konuşacak.
Etkinlikler “Bugünden Yarına Türkçe” başlıklı oturumla sona erecek. Prof. Dr. Recep Toparlı`nın başkanlığını yapacağı oturumda, Prof. Dr. Nizami Hudiyev, Prof. Dr. Gürer Gülsevin, Doç. Dr. Melek Özyetgin ve Doç. Dr. Erdoğan Boz konuşmacı olacak.