Gençler, iyi yetişin ve ülkenize hizmet edin…

Biz buraya samimiyet gördüğümüz için geliyoruz. Biz buraya güzel bir tabirle ihlas gördüğümüz için geliyoruz. Biz buraya bu güzel çocuklarımızı severek, onlarla büyüyerek, dünyayla el ele vermek için, barış, hoşgörü, diyalog, çatışma yerine kucaklaşmayı arzu eden bir idealin gerçekleştiğini gördüğümüz için geliyoruz. Hep bir adımla başladı bu yürüyüş ve muvaffak oldu. O yüzden o güzel insanlara milletim adına teşekkür borçluyum. Bu teşekkür milletimizedir.

Bu yarışmaya katılan 84 ülkenin 42’si geçtiğimiz günlerde beni ziyaret ettiler, bir kısmını Meclis’te de söylediler. Çok sevindik ve gözyaşları döktük. İftihar ettik. Orada da şunu söylemiştim. “Bu büyük yarışmaya hepimizin katkıda bulunması gerekir. Çünkü benim ülkemde Türkçenin kıymetini bilmeyenlerin sayısı artmaya başladı. Bir kuş öksürüğü kadar zarif, bir su şırıltısı kadar güzel ve ahenkli, dünyanın en güzel dillerinden birine sahibiz. Ama öyle bir eğitimin girdabından geçiyoruz ki on beş-yirmi kelime ile Türkçe konuşanların sayısı artmaya başladı. Veya argoyu Türkçe zannedenler çoğalmaya başladı. Veya kelimelerin, cümlelerin önünü yumruklayarak arkasını tekmeleyerek ortasını yamultarak konuşmaya başlayanların sayısı arttı. Bu hüzün verici bir olay. Türkçenin güzelliklerini yaşatmalı, büyütmeliyiz. En zengin kelime hazinesi ile onu konuşmalıyız, yazmalıyız, söylemeliyiz. Şarkımızla, folklorumuzla, okuma yazma dilimizle Türkçeyi, bütün zenginliğiyle, bütün haşmetiyle devam ettirmeliyiz.” Şimdi şu güzel yavruların söylediklerine bakınız… Düşünebiliyor musunuz Şili’den geldiler, Vietnam’dan geldiler, Güney Asya’dan geldiler, Güney Afrika’dan geldiler, Orta Asya’nın buzullarından geldiler, haritada kolay kolay yerini gösteremeyeceğiniz ülkelerden geldiler. Bu, muhteşem bir başarıdır. Akıl havsalanın almayacağı bir şeydir. Bu başarılmıştır. Bu çocukların hiçbirisi dublör kullanmıyor, kendileri geldiler, kendileri söylediler. Üç yıldır niçin geciktiğimi ben de bilmiyorum. Ama önümüzdeki olimpiyatlardan itibaren Türkçeye, Türkiye’ye, Türk milleti adına yapılan bu hayırlı işi milletimiz adına TBMM olarak ödüllendireceğiz. Önümüzdeki yıldan itibaren bu gençlerin her birine, kendi dalında başarılı olanların her birine milletim adına TBMM Özel Ödülü takdim edeceğiz.

O güzel insanlara teşekkür borçluyuz…

Değerli dostlar.. Yeri gelmişken söylemek istiyorum.. Çok güzel şarkılar söylendi, çok duygulu şiirler okundu, onların kompozisyonlarını dinleme imkanımız da olsaydı, sunumlarını dinleme imkanı bulabilseydik hepimizin çok seveceği, çok duygulanacağı şeyleri bizzat işitmiş olacaktık. Ama zaman buna müsait değil. Ben bu yarışmaya katılan her öğrencinin ödüllendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Bunu sadece 3’le 5’le sınırlarsak hepimiz üzülürüz. Biraz evvel şiir okuma yarışmasında ilk 3’e giremeyen; ama hepimizin tüylerini diken diken eden, bizi duygulandıran şiirleri düşününce 4., 5., 6. ve 10. adına hayıflandım ve üzüldüm. Bunların az veya çok Türkiye’ye geldikleri için, Türkçe konuştukları ve Türkiye’yi sevdikleri, Türkiye’yi sevda olarak kabul ettikleri için hepimiz ödül vermeliyiz. Hiçbirisinin gözü gözyaşına boğulmamalı, sevinerek, koşarak, kucaklaşarak Anadolu’nun hasretiyle ana yurtla ata yurdun hasretini birleştirerek Türkiye’den bizlere elveda demeli. Onları ödülsüz bırakmayalım, eksik olursa ben tamamlayacağım, siz tamamlayacaksınız.

Değerli dostlar.. Bakınız çok güzel bir tablo ile karşı karşıyayız. En az yedi-sekiz bin insan bu akşam bir arada. 10 bin de diyebilirsiniz. Gözümün alabildiği kadar, kum taneleri gibi tertemiz insanlar, pırıl pırıl insanlar bu akşam buradalar. Bakanlarımız vardı, milletvekillerimiz, siyasi partilerimizin genel başkanları, valiler, belediye başkanları, il genel meclisi başkanları var, ticaret odaları başkanları, vekilleri buradalar. Anadolu’nun 81 ilinden koşa koşa bu akşam bu heyecanı yaşamak için on binlerce insan geldi. Bizi buraya getiren nedir? Çok açık söylüyorum eskinin tabiri ile bu iş garazsız ve ivazsız bir iştir. Yani bunun karşılığında bir maddi çıkar yoktur. Hiç kimse siyasi çıkar beklemiyor. Öyle olsaydı Parlamento’da birbirlerine yan gözle bakanlar ezeli ve ebedi dost olarak yan yana oturur ve her şeyi alkışlar mıydı? Siyasi partilerin en güzel insanları burada. Biz buraya samimiyet gördüğümüz için geliyoruz. Biz buraya güzel bir tabirle ihlas gördüğümüz için geliyoruz. Biz buraya bu güzel çocuklarımızı severek, onlarla büyüyerek, dünyayla el ele vermek için, barış, hoşgörü, diyalog, çatışma yerine kucaklaşmayı arzu eden bir idealin gerçekleştiğini gördüğümüz için geliyoruz. Sağınıza solunuza bakın. Türkiye’nin yüz akı olan sanatçılarımız burada, gazetecilerimiz burada, yazarlarımız burada, siyasi partilerimiz burada, işadamlarımız burada, belediye başkanlarımız burada, ev hanımlarımız burada, sokakta işportacılık yapan tertemiz insanlarımız burada. Buraya gelmek için kimse para almadı. Buraya gelmek için herkes 24 saat uzak yoldan geldi. Sevinerek, gözleri ışıldayarak, parıldayarak geldi. Bizi buraya getiren bu çocukları da buraya getirendir.

Bizi birleştiren ve kucaklaştıran sevgi, gözyaşlarına boğan bu güzel duygularımızdır. Bunu başaranları kucaklamak, onları tebrik etmek istiyorum. Şu anda bu çocukların geldiği okullar dünyanın 100 ülkesinde 500’den fazla okullardır. Ben bunların pek çoğunu gördüm dostlar… Öyle bir gün geldi ki gözüm yaşlı tek başıma gittim, bazen 3 arkadaş bir araya geldik ve bunları ziyaret ettik, ama Allah’a hamd olsun Meclis Başkanı sıfatıyla parlamento başkanlarıyla, cumhurbaşkanlarıyla, başbakanlarıyla, büyükelçileriyle bizleri duygulandıran, yüreğimizi kabartan, bu güzellikleri göndere çekilen Türk bayrağıyla pırıl pırıl öğrencilerimizle kucaklayarak yaşıyoruz.

Değerli dostlar.. Hep bir adımla başladı bu yürüyüş ve muvaffak oldu. O yüzden o güzel insanlara milletim adına teşekkür borçluyum. Bu teşekkür milletimizedir. Bu milletin bir avucu burada. 81 ilden insanlar var burada. Tasarruf ettikleri 3-5 kuruşu bir araya getirdiler. Çok zengin değildi bunlar. Günlük nafakasını el emeğinden çıkaran insanlar biliyorum. Temizlik işinde çalışan insanlar biliyorum. Bağından üzüm toplayan insanları, buğdayından öşrünü kenara koyup kendi geleceğinde kullanmayıp, hizmetin içerisinde tüm dünyayı kucaklayacak bir eğitime gönül veren milyonları kastediyorum.

Şirketler kuruldu ve hiç bilmedikleri yerlere gittiler. Oralarda o ülkenin en güzel eğitim kurumlarını meydana getirdiler. İmtihanla çocuk almaya başladılar. Saint Petersburg’da bir Rus anneden duyduğumu size söylüyorum. “Çocuğumu bu okullara koymak için Putin’den bile torpil istiyorum.” demişti. ‘Çocuklarınızı niçin bu okula vermek istiyorsunuz?’ dediğimde “Çocuklarımıza sahip olmak istiyoruz. Biz anne ve babalar bu okula çocuğumuzu verirsek onları uyuşturucudan ve kötü işlerden kurtarmış olacağız. Bu okulda öyle öğretmenler var ki çocuklarımıza ağabeylik, öğretmenlik yapıyorlar. Bizimle arkadaşlık ediyorlar. Bizleri arkadaşları ve dostları olarak kabul ediyorlar. Ben çocuğumu okula verdikten sonra bana ‘annem’ diyen çocuğumu ilk kez kucakladım, ‘babam’ diyen çocuğumun alnından öptüm. Bir anne baba olarak bundan daha büyük bir şey olabilir mi?” cevabını aldım.

Türk okulları destan yazıyor, desteklemeliyiz

İllerinde toplanıp bir araya gelip küçük sermayeleri ile ta Mozambik’ten Madagaskar’a, Vietnam’dan Şili’ye kadar okul açma sevdası ile Anadolu’nun erenleri gibi yollara düşüp bu güzel eğitim kurumlarını o ülkelere de kazandıran, Türkiye’yi dostluk köprüleri haline getiren Anadolu’ma, milletime teşekkür ediyorum. Şu anda Manisa’mdan Sudan’ın Hartum’una okul açmak isteyen güzel insanlar var aramızda. Bir güzel okulu gemiye yükleyip Hartum’a gönderen tertemiz insanlar var içimizde. Bunlar olmayacak şey değil. Her şeyin maddileştiği bir dünyada yaşıyoruz. Herkesin ‘maaş kaç?’ dediği bir zamanda yaşıyoruz. Herkesin ‘cebime ne girecek?’ diye dolaştığı bir günde yaşıyoruz. Herkesin ihale peşinde koştuğu, birbirinin cebinden çok şeyi çalmaya başladığı bir zamanda yaşıyoruz. Böyle bir dünyada on kişi, yirmi kişi, elli kişi bir araya gelecek, haritada görmediği bir yeri dava edinecek. Çuvaş’a gidecek, Yakutistan’a gidecek.. Eksi 24 derece soğuk olduğu zaman ‘yaz geldi’ diye sevinecek insanların olduğu yerlere gidecek. Ve oralarda bu okullarda bu güzel çocuklar okuyacaklar. Gençler siz çok talihli insanlarsınız.. Siz çok iyi yetişin ve ülkenize hizmet edin, Tacikistan’a hizmet edin, Rusya’ya hizmet edin; ama Türkiye’yi, Türk kardeşlerinizi unutmayın…

Arnavutluk’ta savunma bakanıyla oturduk, konuşuyoruz. ‘Benim iki kızım da Turgut Özal’da okuyor.’ dedi. Recep Meydani ile konuşuyoruz. ‘Ben o okullarda fizik dersi verdim.’ dedi. Bu okula sığınanlar 96-97 banker faciasında birbirlerini baltayla kesen insanların olduğu bir zamanda bu okula kim girdiyse canını kurtardı. Elinde balta olan adamlar ‘Burası Türklerin okulu, burada güzel şeyler yapıyorlar. Burada bizim çocuklarımız okuyor.’ dediler. Bu bir destandır arkadaşlar. Bu destanı iyi bilelim. Bu yaşanmış bir destandır. En büyük iyiliği, en büyük kârı kazanacaktır.. Bu okullardaki öğretmenleri de unutmayın. Size bir misal vereceğim.. Biraz önce bir kızımız burada Nurullah Genç’in ‘Yağmur’ şiirini okudu. Şiir, Nurullah Genç’in bir yarışmada birincilik kazanan bir naatıdır. Peygamberimize övgü maksadıyla yazılmıştır. Ben bu şiiri belki 50 defa dinledim.. Hem de çok güzel okuyanlardan dinledim. Ama bu kızdan dinlediğim kadar hiçbiri beni etkilemedi.

Nereden geldi bu hanım kız? Moğolistan’dan. Belki de Ulan Bator’dan.. Nerede bu Moğolistan? Uçakla tek seferi yok. Onlar geldi de ben de ziyarete gideyim dedim. Önce haritadaki yerini bulayım dedim. Ya Çin ya Japonya’dan direkt seferler yok. Ulan Bator ve Moğolistan. Çok sevdiğim bir büyükelçi vardı. Benden rica etti, yakın bir yere gitmek istiyordu. Başbakanıma ya da ‘Abdullah Gül’e söylerseniz fena olmaz.’ dedi. Karar beklentisi aylar sürdü. Bir ay, iki ay, üç ay… Her gün bana geçerken bakıyor ben de ne demek istediğini anlıyorum. Bir gün şaka ediyorum.. “Yakın yer beklentisi içindesiniz; ama kulağıma seni üzecek bir yer geldi. Ulan Bator’a büyükelçi olacaksınız.” dedim. Elindeki çay bardağı düştü, gözlerinden yaş akmaya başladı. “Hayrola ne oldu?” dedim. “Ben oraya gidersem ölürüm.” dedi. “Ne yapacağım, nasıl kalacağım orada?” dedi. Büyükelçinin elinden bardağı düşüren, gidemem diye gözlerinden yaşlar düşüren bu yerden gelen bu kıza Türkiye’yi kim tanıttı? Yağmur şiirini o kızın eline kim tutuşturdu? En güzel şekline kim getirdi? Ben söyleyeyim: Anadolu’dan giden genç öğretmenlerimiz.

ODTÜ, Bilkent, Boğaziçi, Hacettepe mezunu, 21-22 yaşında yüzüne bakmaya doyamadığımız gencecik kızlarımız Moğolistan’ı bile yakın görüyorlar, Çuvaş’a, Vietnam’a, Japonya’ya gidiyorlar. Genç delikanlılar çok güzel bir hizmet için gidiyorlar. Bu öğretmenlerin bir sözü ile bitiriyorum konuşmamı. Bunu da Mehmet Sağlam’dan işitmiştim. Çok uzak bir yerdeki okulda pırıl pırıl bir genç kız. “Ne yapıyorsunuz?” ‘Öğretmenim efendim.’ “Nerden mezunsunuz?” ‘ODTÜ, Bilkent..’ “Ne zaman geldiniz?” ‘2 yıl önce.’ “Ailenizi özlemediniz mi? Türkiye’ye ne zaman dönmeyi düşünüyorsunuz?” Hepinizi o gençleri alkışlamaya davet ediyorum. Verdiği cevabı söylüyorum: “Biz buraya dönmek için gelmedik.”

Pırıl pırıl bir dünya, barış, huzur, sevgi ve gözyaşı dolu.. ama bir gün mutlaka gerçekleşecek. Bu sevgiyi büyütenlere, bu hizmete el ucu kadar yardımcı olanlara başından sonuna kadar teşekkür ediyoruz. Nice olimpiyatlarda, nice başarılarda öğrencilerimizle buluşmayı diliyoruz. Saygılar ve sevgiler sunuyoruz.

(*) Bu metin 17 Haziran Cumartesi akşamı gerçekleştirilen 4. Uluslararası Türkçe Olimpiyatı ödül töreninde TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın yaptığı konuşmanın kısaltılmış halidir.

Small, medium, large, extra large

Small, medium, large, extra large, hizmet geçmek, kendine zaman ayırmak,Türkçeyi katletmek üzerine.

Small, medium, large, extra large, hizmet geçmek, kendine zaman ayırmak, Türkçeyi katletmek üzerine.
Giysilerin beden ölçülerine göre üretilmesinde birtakım özel sözler kul­lanılır. Bu özel sözler kişinin beden ölçülerine uygun giysiler seçmesine yar­dımcı olur. Giysilerin birtakım ölçülerle adlandırılması ile ilgili olarak dili­mizde Türkçe ve yabancı kökenli epeyce kelime bulunmaktadır. Türkçe kö­kenli geniş, dar, uzun, küçük, orta, kısa gibi niteleyici sözler yanında parmak ve karış kelimeleriyle de uygun ölçüler bulunmaya çalışılır.

Bir karış uzun, iki parmak kısa gibi kullanımlarla sınırlandırılıp istenilen ölçü elde edilir. Ayrıca biraz daha büyük, biraz daha geniş veya biraz daha dar sözleri de ölçüleri be­lirler. Ancak bunlar giysilerin üretiminde, pazarlamasında, seçiminde birer te­rim değillerdir.

Cumhuriyet Dönemi boyunca bu genel sözlerden daha özel ve ölçünlü (standart) terimler üretilemediğinden batı dünyasının kullandığı özel sözler olduğu gibi alınmıştır. Bu gelişmede moda dünyasının etkisi inkâr edilemez. Önce Fransızcadan mini (mini), midi (midi), maksi (maxi), daha sonra özgün imlâlarını koruyarak İngilizceden small, medium, large terimleri beden ölçü­lerine göre giysilerin sınıflandırılmasında kullanılan başlıca terimler olarak Türkçede yerini bulmuştur. Large yanında ekstra (extra) large da dilimize gir­miştir. Bu tür sözleri yenileri izlemektedir. Arada bir kulağımıza İngilizce sayz (size) kelimesinin geldiğine de tanık oluyoruz. “Beden ölçülerinizi öğrenebilir miyim?” yerine “Sayzınızı alabilir miyim?” veya “Sayzınız kaç?” biçimindeki sözler de duyuluyor.

Çağdaşlaşma adına birtakım atılımlar yapılırken bu arada dilin zarar gör­düğü dikkatlerden kaçıyor. Yeri geldiğinde Türkçeci görünen her Türk ay­dın, Türkçenin aleyhine gelişen benzeri durumlarda sessiz kalıyor. Pek çok alanda ithal edilen malla birlikte gelen yabancı terimlerin hiç olmazsa bir­kaçını Türkçe olarak ifade etmek kimsenin aklına bile gelmiyor. Devletimizin ilgili kurumları, tekstil sanayiinin devleri de bu gidişten rahatsızlık duymu­yorlar. Her alanda sür’atle yabancılaşmaya doğru gidiliyor. İşte bu manzaraya rağmen bir de “Türkler Avrupa Birliğine girmek için gerekli şartları yerine getir­memişlerdir” deniyor.

Etek söz konusu olduğunda maksi, midi, mini, gömlek veya iç çamaşırı söz konusu olduğunda small, medium, large, extra large terimleriyle ölçüler be­lirleniyor. Ayakkabıda ise Fransızca olan numara sözünü kullanıyoruz. Bir za­manlar gömleklerde de numaralar kullanılırdı. 41 numara ayakkabı, 42 nu­mara gömlek. Ürünün seçiminde iki numara büyük, bir numara küçük gibi söz­lerle de ölçüler belirleniyor. Şapkada, pantolonda da numara geçerli. Kullan­dığımız diğer ürünlerin ölçüleri eskiden daha çok numara sözü ile anlatılırdı.

Bu terimler arasında Fransızca maksi (maxi), Türkçenin ses düzenine ve imlâsına uydurulmuş bir sözdür. Bu örneği bilinçli dönemde alınan yabancı kökenli kelimelerden biri olarak değerlendirebiliriz. Gene Fransızca midi, mini terimlerinde ise herhangi bir sorun yaşanmamıştır. Çünkü bu kelimelerin öz­gün biçimleri de mini, midi’dir. Bilinçsiz dönemde aldığımız terimlerde ise, Türkçenin ses düzeni ve imlâsı dikkate alınmamış ve İngilizce small, medium, large, extra large sözleri olduğu gibi gömleklerimize, kazaklarımıza, ceketleri­mize iliştirilmiştir.

Bugün bir firma, ürettikleri malları smol, (veya sımol), midyum, larç ekstra larç etiketleriyle satmaya kalksa, herhalde tepkiyle karşılaşır ve söz konusu fir­ma çağ dışılıkla suçlanır.

Extra large teriminin kısaltması XL’dır. Burada extra’yı temsil eden X, daha geniş, geniş üstü, geniş ötesi anlamlarındadır. Bizde aynı anlamda bir de Arapça battal terimi vardır. Daha çok battal boy diye geçen bu terim, gömlek, iç çamaşır veya entari için hâlâ kullanılmaktadır.

Cumhuriyet Dönemi boyunca, 70 yıl, dildeki Arapça ve Farsça kökenli kelimelere Türkçe karşılıklar aramakla geçti. Bu yolda aşırılığa gidildiği artık kabul görmüş bir gerçektir. Tabana inmiş şeref, vicdan, şart, iftihar gibi keli­melere de el attık. Yıllarca onur, bulunç, koşul, gurur gibi karşılıklardaki isabet­sizlik tartışıldı. Bu arada Türkçeye batı dillerinden giren yığınla kelime bir tehlike olarak görülmedi. Etmek ve olmak yardımcı fiillerine sarıldık. Fran­sızcadan ve İngilizceden aldığımız kelimeleri egale etmek, elimine etmek, entegre olmak, redakte etmek, garanti etmek, koordine etmek, sübvanse etmek, pasifize etmek, refüze etmek, konsantre olmak, deşifre etmek gibi yüzlerce örnekte olduğu gibi ya­bancı sözleri dile doldurduk. Böylece yeni bir anlaşma aracı yarattık. Bu kötü gidiş de dikkatleri çekmedi. Bununla çağdaşlaşmayı amaçlayanlar şimdi gö­ğüslerini gere gere bu örnekleri Avrupa Birliğine girmek için kanıt olarak gösterebilirler.

Maksi ve mini sözleriyle kökteş olan maksimum, minimum, asgarî ve azamî karşılığı olarak alındı. Azamî, asgarî sözlerinin Türkçelerini bulma zahmetine girilmedi. Bu örnekte de görüldüğü gibi biz gönüllü olarak, isteyerek batının sözlerini dile mal ettik. Kimse bizi bu yola zorlamadı. Bugünse gelinen du­rum çok daha vahim bir hâl almıştır. Fransızcadan aldığımız kart kelimesi ar­tık kart değil, cart diye yazılıyor. Cebimizdeki banka kartları bunun canlı ör­neğidir. Anlaşılan bu gidişle large yazacak ve larç okuyacağız. TV (ti vi) gibi örneklerde de aynı şeyi yapmıyor muyuz? Bu durumumuzu da Avrupa Birli­ğine girmek için örnek olarak gösterebiliriz.

Türkçe Sözlük’ün sayfaları arasına maksi, mini, midi dışında yukarıda say­dığımız ölçü birimleriyle ilgili kelimeler henüz alınmamış. Bu direnmeyi ne zamana kadar sürdürebileceğiz? Söz konusu sözleri Türkçe Sözlük, madde­leri arasına smol, larç imlâlarıyla alınabilecek mi? Böyle bir durum karşısında denebilir ki, “Bizde küçük, orta, geniş kelimeleri var. Bu İngilizce small, medium, large kelimelerine ihtiyacımız yok.” Düşünce doğru ama uygulama, düşün­düğümüz gibi yürümüyor. Söz konusu kelimeler yalnızca bir terim olarak da kalmıyor. Genel dile de giriyor. Dolayısıyla sözlüklerin bu tür kelimelere ve yarattığı anlam inceliklerine yer vermesi gerekir. Azıcık large olunuz (rahat an­lamında), O bu konularda oldukça large’dır (imanı geniş anlamında), Bayağı large davrandı (sınırlama koymadı anlamında) gibi örneklerin sık sık televizyonlarda kullanıldığına tanık oluyorum. Large’ın Türkçeye girdiğini ve çeşitli anlamlar kazandığını, ortak dile mal olduğunu bu durumda nasıl inkâr edelim. Belki bir süre sonra Türkçe Sözlük, bu kelimeye larç imlâsıyla yer verecektir.

Large sözü şarkılarda da yer aldı. Nil ismindeki hafif müzik sanatçısının söylediği bir şarkıda geçiyor: Onun aşkı bana extra large.

İçimizden biri çıkıp diyebilir ki “Bu ölçü birimlerini bütün dünya kulla­nıyor. Bizim bu terimlere Türkçe karşılıklar bulmamız boşuna gösteril­miş bir çaba olur. Kilo, santim, gram, küp, dekar gibi ölçü birimlerini batıdan aldı­ğımızda bir sakınca görülmedi de şimdi small, large, medium gibi terimler neden sorun ediliyor?” Bu karşı çıkışta haklılık payı bulunmakla birlikte bu­rada söz konusu ettiğimiz giysi ölçülerini karşılayan terimlerle kilo, gram, san­tim, küp, dekar’ın aynı özellikte, yaygınlıkta ve sıklıkta kullanılan terimler ol­madığı açıktır.

Hizmet geçmek

Basın dilinde haber geçmek diye bildiğimiz bir deyim var. “Çeşitli iletişim araçları kullanılarak bir yerden merkeze haber iletmek” anlamında kullanılır. Sözlüklerimizde de yer alan bu deyim aslında bir çeviri kelimedir. Dilimizde haber salmak, haber vermek, haber yollamak, haber göndermek, haber uçurmak gibi yakın anlamlı deyimlerimiz varken söz dağarcığımıza bir de haber geçmek ek­lenmiştir. Bunu da dil için bir kazanç sayalım. Ancak yollama, eski karşılığı ile irsal etme kavramını taşıyan geçmek fiili başka isimlere de getirilip kul­lanılmaktadır. Bunlardan biri hizmet geçmek. Bunu İHA’dan Fevzi Kahraman, 23.6.2002 günü, saat 9.10’da TRT’nin “Televizyon Gazetesi” adlı programın­da söyledi. Hizmet geçtik sözünü bir hizmette bulunduk ve bu hizmetimizi bildirdik anlamında kullanıldı. Deyimleri aslî kelimeleriyle kullanmayıp on­lara keyfî ve rastgele kelimeler getirmek bugün en çok yapılan dil hataların­dandır. Bunun da başlıca kaynağı okullarımızda verilen eğitimdir. Ders prog­ramlarımız dilin geliştirilmesi amacına uygun değildir. Öğrenci, kitap oku­maya yönlendirilmemektedir.

Kendine zaman ayırmak

Yakın dönemlerde çeviri yoluyla dilimize giren bir deyim de kendine za­man ayırmak’tır. ‘Take your time’ın çevirisi olan bu söz daha çok dizi filmlerde geçmektedir. Biraz da kendinize bakınız, kendinizi dinleyiniz, dinleniniz, isti­rahat ediniz, kendi canınıza acıyınız, yaşamaya bakınız gibi anlamlarda kulla­nılan bu deyim, anlatım zenginliğini engeller niteliktedir. Çok geçmeden ken­dine iyi bak (take care of) örneğinde olduğu gibi kendine zaman ayırmak deyimi de yaygınlaşacağa benziyor.
Türkçeyi katletmek

Türkçeyi katletmek dillerden düşmeyen ve ulu orta kullanılan bir sözdür. Yerinde kullanılmayan bir kelime veya yanlış bir telâffuz karşısında hemen “Türkçeyi katlettin” denir. Bu söz 22.6.2002 günü Hulki Cevizoğlu’nun ATV’de gece yarısından sonra ekrana gelen dille ilgili programında Nejat Muallimoğlu tarafından da kullanıldı. N. Muallimoğlu, Türk Dil Kurumun­dan söz ederken bu Kurumun Türkçeyi katlettiğini söylüyordu. O, bu katlet­me işinin eskiden de şimdi de yapıldığı görüşündeydi.

Her işte olduğu gibi aydınlarımız yeterince objektif olamıyorlar. Görülen olumsuzluklar örnekleriyle açıklanıp anlatılsa diyeceğim yok. Her dönemde Türk Dil Kurumunda Türkçe katledilmiş deyip işin içinden çıkmak ve bu yolda dinleyicileri yanıltmak ne kadar yanlış, ne kadar tutarsız bir iddia! Be­reket ki, Türkiye’de özel televizyonların verdiği haberlere, yaptığı yorumlara her zaman şüphe ile yaklaşılıyor. Türk Dil Kurumu ne eskiden ne de bugün Türkçeyi katletmek için bir çaba sarf etti. 35 yıllık meslek hayatımda ben böyle bir fiile tanık olmadım. Eksik bırakılan, yapılamayan işler oldu. Bunu kabul edebiliriz. İyi niyetlerle yapılan bazı düzenlemelerin zamanla yanlış olduğu söylense ona da katılırız. Aşırılığa gidildi denirse onu da tartışırız. Ama Nejat Muallimoğlu’nun toplum karşısında devletin bir kurumunu bu kadar ağır bir biçimde suçlaması gerçekten yakışık almadı. Kuruluşundan bu­güne kadar pek çok bilim adamı, öğretim üyesi, uzman Türk Dil Kurumunda Türkçeyi katletmekle mi meşgul oldular? Hiç mi olumlu işler yapılmadı? N. Muallimoğlu, çalışmalarında Türk Dil Kurumunun kaynak niteliğindeki eserlerinden yararlanmadı mı? Atasözleri ve deyimlerle ilgili kitabını yazarken Türk Dil Kurumunun yayınlarına başvurmadı mı? Eleştirilerimizde azıcık öl­çülü ve gerçekçi olmak zorundayız.

N. Muallimoğlu’nun son olarak yayımladığı Türkçe Bilen Aranıyor adlı kitabı bende var. 1999 tarihli bu kitabının pek çok bölümünü okumuştum. Alıntılarla epeyce hacimli bir kitap olmuş. Sık dizilmiş toplam 1090 sayfa. ATV’deki programdan sonra N. Muallimoğlu’nun kitabını tekrar açtım ve eskiden işaretlediğim sayfaları gözden geçirdim. Kitaba geçirilen gömlekte N. Muallimoğlu’nun çalışmalarını öven sözler yer alıyor. Aynı övgü sözleri 1091, 1092, 1093 numaralı sayfalarda da bulunuyor. Övgüde bulunanların çoğunu tanımadım. Türk Dili ile ilgili konuları, sorunları amatörce ele alan N. Muallimoğlu’nun bu kitabında objektif olmayan, duygusal yorumlar ve de­ğerlendirmeler var. Kitapta işaretlediğim tutarsızlıkları, yanlışları burada ver­memin imkânı yok. Yalnızca kitabın ”Önsöz”ünden bazı aktarmalar ya­parak yetineyim. Verilen örneklerde yazarın imlâsı aynen korunmuştur.

“TRT Genel başkanı, ondört, yirmi – beş yıldır, dört – beş haşarı çocuk, Türkçe’nin, Türkçe’leştirme, Türkiye’den devamlıca gönderilen kitap, araştır­manın mahassalası, Türkçe öğrenmeğe, dilin insan toplulukları içinde çeşitli vazifeleri var­dır, billurlaşmıştır, ferdi, bilhassa terkiplerle anlaşılmaz bir hâle getirilen Osman­lıca’nın bu tamlamalardan temizlenmesi, meyva, ilkel basit­liğe götüreceğini, Türk Dil Kurumu Türkçeyi gaspedercesine kendi zimme­tine geçirdi, tamamıyle, noktalama işa­retlerini doğru ve yerinde kullananda mı kalmadı?” vb.

“Önsöz”de dizgi hataları da var. İstistasız, katap, mesafa, İnglizce vb.

“Önsöz”de yer alan fikirlerden de bir iki cümle aktaralım. “Dili özleştir­mek, onu başlangıcına götürmektir ki, zamanın, gelişmeye olan tesirini inkâr etmek demektir. Bir çoçuk doğduğu zaman 5 kilo ağırlığındadır, büyüdüğü zaman tartılı­nca 55 kilo gelir. Beş kiloyu çocuğun özü olarak kabul edersek, elli kiloyu, et, ekmek, pırasa, ıspanak, lahana, kavun, karpuz olarak kabul edeceğiz. Bunları atmak, o ço­cuğu beş kiloya düşürmek mümkün müdür?”…

“Yüzlerce yıl öncesi aramıza katılmış, milliyetimizi kabul etmiş mektep kelimesi yerine Fransızca ecol’undan bozma okulu getirmekle ne kazandık? Hiçbir şey.”…

“Bizim dilcilik denen şeyden nasiplerini almamış zavallılar, ilkin o fosilleşmiş büyük ses uyumu denen kurala hayat üfleyerek dilimizin kötü konuşulan bir dil hâline gelmesinde büyük bir adım attıktan sonra, nispet ekini ve inceltmeli â’yı dilimizden kovdular.”…

“Beni bilhassa üzen ve düşündüren husus, Türkçenin kötü konuşulan kakafonik bir hâline getirilmesi karşısında akademik çevrelerden tıs çıkma­yışıdır”…

“Günümüzün gençlerine Türkçe öğretmeleri beklenen öğretmenler, profesörler, 1970’lerde ve 1980’lerde yetişmiş insanlar. Eski Türk Dil Kuru­mu onları “dilsiz” yetiştirdi”…

Bu tür anlatımlarla ön söz sürüp gidiyor.

Uygun bir zaman bulduğumda N. Muallimoğlu’nun Türkçe Bilen Aranı­yor adlı kitabında belirlediğim yanlışları, tutarsızlıkları, dayanaksız iddiaları bir makale hâlinde yazacağım. Sayın N. Muallimoğlu’nun, Türkçe Bilen Ara­nıyor adlı kitabının yeni baskısını yaparken bu yazımızı dikkate alacağını umarım.

Yanılma payı bile bırakmadan birtakım iddialar ortaya atarak konuşanlar veya bu iddialara dayalı kitap, makale yazanlar tarafsız ve objektif olmak zo­rundadır. Toplumun bir kesimini memnun etmek için ispatlanamayacak id­dialarda bulunmak sonuçta insanı zor duruma düşürür.

Doğru Yazalım Doğru Konuşalım

Prof. Dr. Hamza Zülfikar


http://www.tdk.org.tr/ham028.html

Prof. Dr. Hamza Zülfikar’ın Türk Dili dergisinde “Doğru Yazalım, Doğru Konuşalım” başlığı altında yayımlanan yazılarından alınmıştır.
Yayımlanan diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz: 
http://tdk.org.tr/dogrukonusalim.html

Uluslararası Türkçe Olimpiyatı

İlki 2003 yılında yapılan ve tüm dünyadan ana dili Türkçe olmayan en alt düzeyden en üst düzeye kadar Türkçe kullananların yetenek ve bilgilerinin sınandığı bir yarışmadır. Katılımcı sayısı ve ülkesi her geçen yıl artmaktadır. 2006 yılında yapılan yarışmaya dünya genelinden 82 ülkeden gelen yarışmacılar katılmışlardır.

http://www.turkceolimpiyadi.com/

Olimpiyat kapsamında yapılan yarışmalar:

TÜRKÇE YARIŞMASI (Okuma-Anlama, Dinleme, Konuşma, Yazma, Dil Bilgisi)
ŞİİR YARIŞMASI
ŞARKI YARIŞMASI
SAHNE OYUNLARI YARIŞMASI
KOMPOZİSYON YARIŞMASI
SUNUM YARIŞMASI
RESİM YARIŞMASI
HİKÂYE YARIŞMASI
ÜLKE TANITIM STANTLARI YARIŞMASI,
bölümlerinden oluşmaktadır. Yarışmalar İstanbul’da düzenlenmektedir.

9-17 Haziran 2006 tarihleri arasında yapılacak 4.Uluslararası Türkçe Olimpiyadının katılımcıları 82 ülkeden müracatın yapıldığı olimpiyada üst düzeyde ilgi duyulması basın ve TDK tarafından da önemsenmektedir.

Türkçe olimpiyatlarının kapsamında gelişen tartışmalarda oldukça önem kazanmıştır. Bu konuda Hakkı Devrim, Mehmet Y. Yılmaz gibi önde gelen gazetecilerin eleştileri öne çıkmaktadır. Bu tartışmalar nedeniyle yarışmaların yapılacağı merkez ismini Türkçeleştirme gereği duymuştur.

Dağarcığınıza Her Gün İki Söz

Türk Dil Kurumu, elektronik posta adresini bildiren herkese günde iki kelimeyi, anlamı ile birlikte ücretsiz olarak gönderiyor.

TDK Sözlük Kolu uzmanları tarafından seçilen kelimelerin günün tarih ve önemiyle ilgili olmasına dikkat ediliyor. Örneğin cemrenin düşmesi ile birlikte e-postalara ‘cemre’, 29 Ekim’de ‘cumhuriyet’, Kurban Bayramı’nda ‘kurban’ sözü ile ilgili açıklayıcı bilgiler sunuluyor. Kelimelerin anlamlarının yanında gönderilen sözcüğün içinde geçtiği atasözleri ve deyimlere de yer veriliyor. Ayrıca, türü, söylenişi, vurgusu, yabancı kökenli ise Türkçeye hangi dilden geçtiği konularında bilgi veriliyor. Yabancı kelimelere bulunan Türkçe karşılıklar da e-posta sahiplerine bildiriliyor.

Gönderilmiş kelimelerden örnekler:

Türkçe Sözlük’ten

mülk isim Arapça mulk 1. Ev, dükkân, arazi vb. taşınmaz mal. 2. Vakıf olmayıp doğrudan doğruya birinin malı olan yer veya yapı. 3. eski dil  Devletin egemenliği altında bulunan toprakların bütünü, ülke: “Adalet mülkün temelidir.”

piknik tip isim, tıp Orta boylu, şişmanca, geniş ve yumuşak yüzlü, kalınca boyunlu, yukarı doğru daralan şişkin göğüslü ve iri göbekli kimse.

gastronom isim Fransızca gastronome  Damak zevki olan, ağzının tadını bilen, iyi yemekten anlayan kimse. gastronomi isim Fransızca gastronomie 1. Yemeği iyi yeme merakı. 2. Sağlığa uygun, iyi düzenlenmiş, hoş ve lezzetli mutfak, yemek düzeni ve sistemi.

Yabancı Kelimelere Karşılıklar

formel : Fransızcadan dilimize giren formel için dilimizde resmî; usule uygun; biçimsel gibi karşılıklar bulunmaktadır. Sözün eğitim alanındaki kullanımı (formel eğitim) yerine de dilimizde örgün eğitim karşılığı kullanılmaktadır.

fizibilite : “Herhangi bir girişimin işletme ve ekonomi yönlerinden durumunu önceden tespit etme.” anlamında kullanılan İngilizce fizibilite (feasibility) sözü için önerdiğimiz karşılıklar:  uygulanabilirlik, yapılabilirlik.

salvo : İtalyanca salvo sözü askerî alanda “genellikle top ile yapılan yoğun ateş” anlamında kullanılmaktadır. Kurumumuz bu söz için yaylım ateş karşılığının uygun olduğu görüşündedir.

Ses, Harf Ve Alfabe

Akciğerlerden gelen havanın ses yolunda meydana getirdiği titreşime ses denir. Ses, dili oluşturan en küçük birimdir. Harf ise sesin yazıdaki karşılığıdır.
Bir dildeki harflerin belirli bir sıraya dizilmiş bütününe alfabe denir.
Türk alfabesi, Latin harfleri esas alınarak 1.XI.1928 gün ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun ile kabul edilmiştir. Bu Kanun’a göre, Türk alfabesinde 29 harf bulunmaktadır.*
Türk alfabesindeki harflerin sıra sayıları, adları, kitap yazısı biçimleri ile kodları aşağıda belirtilmiştir:

HARFİN SIRASI
HARFİN ADI
KİTAP YAZISI
HARFİN KODU
BÜYÜK
KÜÇÜK
1
a
A
a
Adana
2
be
B
b
Bolu
3
ce
C
c
Ceyhan
4
çe
Ç
ç
Çanakkale
5
de
D
d
Denizli
6
e
E
e
Edirne
7
fe
F
f
Fatsa
8
ge
G
g
Giresun
9
yumuşak ge
ğ
ğ
Yumuşak ge
10
he
H
h
Hatay
11
i
İ
i
İzmir
12
ı
I
ı
Isparta
13
j
J
j
Jandarma
14
ke
K
k
Kars
15
le
L
l
Lüleburgaz
16
me
M
m
Muş
17
ne
N
n
Niğde
18
o
O
o
Ordu
19
Ö
Ö
Ö
Ödemiş
20
pe
P
p
Polatlı
21
re
R
r
Rize
22
se
S
s
Sinop
23
şe
ş
ş
Şırnak
24
te
T
t
Tokat
25
u
U
u
Uşak
26
ü
ü
ü
Ünye
27
ve
V
v
Van
28
ye
Y
y
Yozgat
29
ze
Z
z
Zonguldak

* Kanun’da önce “i” sonra “ı” belirtilmişse de yaygın ve yerleşmiş olan sıraya göre önce “ı” sonra “i” gelmektedir.

Ünlülerin Nitelikleri

Ses yolunda herhangi bir engele çarpmadan çıkan seslere ünlü denir. Türkçede sekiz ünlü vardır: a, e, ı, i, o, ö, u, ü.
Ünlüler şu biçimde sınıflandırılır:
A. Çıkış yeri ve dilin durumuna göre:
1.        Kalın ünlüler: a, ı, o, u.
2.        İnce ünlüler: e, i, ö, ü.
 B. Dudakların durumuna göre:
1.        Düz ünlüler: a, e, ı, i.
2.        Yuvarlak ünlüler: o, ö, u, ü.
 C. Ağzın açıklığına göre:
1.        Geniş ünlüler: a, e, o, ö.
2.        Dar ünlüler: ı, i, u, ü.
Ünlülerin nitelikleri aşağıdaki çizelgede toplu olarak gösterilmiştir:

  Düz Yuvarlak
  Geniş Dar Geniş Dar
Kalın      a ı o u
İnce       e i ö ü
Uzun Ünlü
Kökeni Türkçe olan kelimelerde uzun ünlü yoktur. Uzun ünlü, Arapça ve Farsçadan Türkçeye giren kelimelerde görülür: şair (şa:ir), numune (numu:ne), iman (i:man). Bu örneklerde iki noktadan önceki harfin gösterdiği ses uzun ünlüdür ve uzun söylenir. Ancak, birçok kelimede uzun ünlü kısalmıştır: beyaz, hiç, rahat, ruh. Bu örneklerdeki koyu harflerle belirtilen sesler, alındıkları dilde uzun oldukları hâlde Türkçede kısa söylenir.
Uzun ünlülü kapalı hecelerle biten kelimeler ünlüyle başlayan ek aldıklarında veya yardımcı fiillerle kullanıldıklarında, açık duruma dönüşen hecenin ünlüsündeki uzunluk, ayraç içerisindeki söyleyişte gösterildiği gibi çoğunlukla yeniden ortaya çıkar: esas / esasen (esa:sen); hayat / hayatı (haya:tı); kanun / kanuni (ka:nu:ni); ruh / ruhum (ru:hum); usul / usulü (usu:lü); vicdan / vicdanen (vicda:nen); ahbap olmak (ahba:b olmak), hitap etmek (hita:b etmek). Bazı örneklerde bu durumda da kısalma görülür: beyaz / beyazı, can / canım, kitap / kitaba, meydan / meydana.
Uzun ünlüler, genellikle yazıda gösterilmez: adalet (ada:let), badem (ba:dem), beraber (bera:ber), idare (ida:re), ifade (ifa:de), işaret (işa:ret), kaide (ka:ide), numune (numu:ne), rica (rica:), şair (şa:ir), şive (şi:ve), şube (şu:be), vali (va:li), vefa (vefa:).
Ünlemlerde ünlemin şiddetini ve hecenin uzunluğunu ifade etmek üzere iki veya üç ünlü yan yana gelebilir: ooh, aaah. Bu tür örneklerde ünlüler ayrı ayrı değil uzun olarak söylenir.
Düzeltme İşareti
Düzeltme işaretinin  kullanılacağı yerler aşağıda gösterilmiştir:
1. Yazılışları bir, anlamları ve okunuşları ayrı olan kelimeleri ayırt etmek için, okunuşları uzun olan ünlülerin üzerine konur: adem (yokluk), âdem (insan); adet (sayı), âdet (gelenek, alışkanlık); alem (bayrak), âlem (dünya, evren); alim (her şeyi bilen), âlim (bilgin); aşık (eklem kemiği), âşık (vurgun, tutkun); hakim (hikmet sahibi), hâkim (yargıç); hal (pazar yeri), hâl (durum, vaziyet); hala (babanın kız kardeşi), hâlâ (henüz); şura (şu yer), şûra (danışma kurulu).
UYARI : Katil (< katl = öldürme) ve kadir (< kadr = değer) kelimeleriyle karışma olasılığı olduğu hâlde katil (ka:til = öldüren) ve kadir (< ka:dir = güçlü) kelimelerinin düzeltme işareti konmadan yazılması yaygınlaşmıştır.
2. Arapça ve Farsçadan dilimize giren birtakım kelime ve eklerle özel adlarda bulunan ince g, k ünsüzlerinden sonra gelen a ve u ünlüleri üzerine konur: dergâh, gâvur, ordugâh, tezgâh, yadigâr, Nigâr; dükkân, hikâye, kâfir, kâğıt, Hakkâri, Kâzım, mahkûm, mekân, mezkûr, sükûn, sükût. Kişi ve yer adlarında ince l ünsüzünden sonra gelen a ve u ünlüleri de düzeltme işareti ile yazılır: Halûk, Lâle, Nalân; Balâ, Elâzığ, İslâhiye, Lâdik, Lâpseki.
3. Nispet i'sinin belirtme durumu ve iyelik ekiyle karışmasını önlemek için kullanılır. Böylece (Türk) askeri ve askerî (okul), (İslam) dini ve dinî (bilgiler), (fizik) ilmi ve ilmî (tartışmalar), (Atatürk'ün) resmi ve resmî (kuruluşlar) gibi anlamları farklı kelimelerin karıştırılması da önlenmiş olur.
Nispet i'si alan kelimelere Türkçe ekler getirildiğinde düzeltme işareti olduğu gibi kalır: millîleştirmek, millîlik, resmîleştirmek, resmîlik.
Büyük Ünlü Uyumu
Bir kelimenin birinci hecesinde kalın bir ünlü (a, ı, o, u) bulunuyorsa, diğer hecelerdeki ünlüler de kalın; ince bir ünlü (e, i, ö, ü) bulunuyorsa diğer hecelerdeki ünlüler de ince olur: adım, ağız, ayak, boyun, boyunduruk, burun, dalga, dudak, duvak, kırlangıç; beşik, bilezik, gelincik, gözlük, üzengi, vergi, yüzük. Buna büyük ünlü uyumu adı verilir.
Büyük ünlü uyumuna aykırı bazı Türkçe kelimeler de vardır: anne, dahi, elma, hangi, hani, inanmak, kardeş, şişman.
 Büyük ünlü uyumu alıntı kelimelerde aranmaz: ahenk, badem, ceylan, çiroz, dükkân, fidan, gazete, hamsi, kestane, limon, model, nişasta, pehlivan, selam, tiyatro, viraj, ziyaret.
Birleşik kelimelerde büyük ünlü uyumu aranmaz: açıkgöz, bilgisayar, çekyat, hanımeli.
-gil, -ken, -leyin, -mtırak, -yor ekleri büyük ünlü uyumuna uymaz: akşam-leyin, bakla-gil-ler, çalışır-ken, ekşi-mtırak, yürü-yor.
-daş (-taş) eki bazı kelimelerde büyük ünlü uyumuna uymaz: din-daş, gönül-daş, meslek-taş, ülkü-daş.
-ki aitlik eki büyük ünlü uyumuna uymaz: akşamki, yarınki, duvardaki, yoldaki, ondaki, yazıdaki, onunki.
Büyük ünlü uyumuna girmeyen kelimelere gelen ekler, kalınlık incelik bakımından son hecenin ünlüsüne uyar: adalet-li, anne-si, kardeş-lik, meslektaş-ımız, şişman-lık.
Son ünlüleri kalın sıradan olmasına karşın incelik özelliği gösteren bazı alıntı kelimeler ince ünlülü ekler alır: alkol / alkolü,  hakikat / hakikati, helak / helakimiz, kabul / kabulü, kontrol / kontrolü, protokol / protokolü, saat / saate, sadakat / sadakatten.
Küçük Ünlü Uyumu
Küçük ünlü uyumu kuralı iki yönlüdür:
1. Bir kelimenin ilk hecesinde düz ünlü (a, e, ı, i) varsa sonraki hecelerde de düz ünlü bulunur: anlaşmak, yanaşmak, kayıkçı, ısırmak, ılıklaşmak, seslenmek, yelek, bilek, çilek.
2. Bir kelimenin ilk hecesinde yuvarlak ünlü (o, ö, u, ü) varsa bunu izleyen ilk hecede dar yuvarlak (u, ü) veya geniş düz (a, e) ünlü bulunur: boyunduruk, çocuk, odun, yorgunluk, yoklamak, vurmak, yumurta, özlemek, güreşmek, sürmek.
Küçük ünlü uyumuna aykırı bazı Türkçe kelimeler de vardır: avuç, avurt, çamur, kabuk, kavuk, kavun, kavur-, kavuş-, savur-, yağmur.
Küçük ünlü uyumu, alıntı kelimelerde aranmaz: aktör, alkol, bandrol, daktilo, doktor, horoz, kabul, kitap, konsolos, muzır, mühim, mümin, müzik, profesör, radyo, vakur.
Küçük ünlü uyumuna aykırı kelimelere getirilen ekler, kelimenin son ünlüsüne uyar: kavun-u, konsolos-luğ-u, mümin-lik, müzik-çi, yağmur-luk.
-ki aitlik eki yalnızca birkaç örnekte küçük ünlü uyumuna uyar: bugünkü, dünkü, öbürkü.
Bu ünlü düzenleri ve ilk heceyi izleyen ünlüler aşağıdaki çizelgede gösterilmiştir:

a › a, ı (bakar, alır) o › u, a (omuz, oya)
e › e, i (geçer, gelir) ö › ü, e (ölçü, ördek)
ı › ı, a (kılıç, kısa) u › u, a (uzun, uzak)
i › i, e (ilik, ince) ü › ü, e (ütü, ürkek)
Ünlü Daralması  (a – ı,  e – i)
Türkçede a, e ünlüsü ile biten fiillerin şimdiki zaman çekiminde, söyleyiş ve yazılışta da a ünlüleri ı, u; e ünlüleri i, ü olur: başlıyor, kanıyor, oynuyor, doymuyor; izliyor, diyor, gelmiyor, gözlüyor.
Birden çok heceli ve a, e ünlüleri ile biten fiiller, ünlüyle başlayan ek aldıklarında bu fiillerdeki a, e ünlülerinde söyleyişte yaygın bir daralma (ı ve i'ye dönme) eğilimi görülür. Ancak, söyleyişteki ı, i ünlüleri yazıya geçirilmez: başlayan, yaşayacak, atlayarak, saklayalı, atmayalım, gelmeyen, izlemeyecek, gitmeyerek, gizleyeli, besleyelim.
Buna karşılık tek heceli olan demek ve yemek fiillerinde, söyleyişteki i ünlüsü yazıya da geçirilir: diyen, diyerek, diyecek, diyelim, diye; yiyen, yiyerek, yiyecek, yiyelim, yiye, yiyince, yiyip. Ancak deyince, deyip sözlerindeki e yazılışta korunur.
Ünlü Düşmesi
İkinci hecesinde dar ünlü bulunan iki heceli kelimeler ünlüyle başlayan bir ek aldıklarında ikinci hecelerindeki dar ünlüler genellikle düşer: ağız / ağzı, alın / alnı, bağır / bağra, bağrım, beniz / benzi, beyin / beynimiz, boyun / boynu, böğür / böğrüm, burun / burnu, geniz / genzi, göğüs / göğsün, gönül / gönlünüz, karın / karnı, oğul / oğlu; çevir- / çevril-, devir- / devril-.

Ünsüzlerin Nitelikleri

Ses yolunda bir engele çarparak çıkan seslere ünsüz denir.
Dilimizde yirmi bir ünsüz vardır: b, c, ç, d, f, g, ğ, h, j, k, l, m, n, p, r, s, ş, t, v, y, z.
Ünsüzler ses tellerinin titreşime uğrayıp uğramamasına göre iki gruba ayrılır:
1. Ses tellerinin titreşmesiyle oluşan ünsüzlere tonlu (yumuşak) ünsüzler adı verilir: b, c, d, g, ğ, j, l, m, n, r, v, y, z.
2. Ses telleri titreşmeden oluşan ünsüzlere tonsuz (sert) ünsüzler denir: ç, f, h, k, p, s, ş, t.
Kökeni Türkçe olan kelimelerin sonunda b, c, d, g ünsüzleri bulunmaz. Ancak, anlam farkını belirtmek üzere ad, od, sac gibi birkaç kelimenin yazılışında buna uyulmaz: ad (isim), at (binek hayvanı); od (ateş), ot (bitki); sac (yassı demir), saç (kıl).
Dilimizdeki hac, şad, yâd gibi birkaç örnek dışında, alıntı kelimelerde tonsuzlaşma kuralına uyulmuştur: sebep (< sebeb), kitap
(< kitab), bent (< bend), cilt (< cild), bant (< band), etüt (< etüd), metot
(< metod), standart (< standard), ahenk (< aheng), hevenk (< aveng), renk (< reng). Bu gibi alıntılar ünlü ile başlayan bir ek aldıklarında kelime sonundaki tonsuz ünsüzler tonlulaşır: sebep / sebebi, kitap / kitabı, bent / bendi, cilt / cildi, etüt / etüdü, metot / metodu, ahenk / ahengi, hevenk / hevengi, renk / rengi.
UYARI : Bazı alıntı kelimelerde tonlulaşma (yumuşama) olmaz: ahlak / ahlakın, cumhuriyet / cumhuriyete, evrak / evrakı, hukuk / hukuku, ittifak / ittifaka, sepet / sepeti, tank / tankı, bank / bankı.
Birden fazla heceli kelimelerin sonunda bulunan p, ç, t, k ünsüzleri ünlüyle başlayan bir ek aldığında tonlulaşarak b, c, d, ğ'ye dönüşür: kelep / kelebi; ağaç / ağacı, kazanç / kazancı; geçit / geçidi, kanat / kanadı; başak / başağı, bıçak / bıçağı, çocuk / çocuğu, dudak / dudağı, durak / durağı, uzak / uzağı.
Tek heceli kelimelerin sonunda bulunan p, ç, t, k ünsüzleri ise iki ünlü arasında çoğunlukla korunur: ak / akı; at / atı; ek / eki; et / eti; göç / göçü; ip / ipi; kaç / kaçıncı; kök / kökü; ok / oku; ot / otu; saç / saçı; sap / sapı; suç / suçu; süt / sütü; üç / üçü. Ancak, tek heceli olduğu hâlde sonundaki ünsüzü tonlulaşan kelimeler de vardır: but / budu, dip / dibi, gök / göğü, kap / kabı, kurt / kurdu, uç / ucu, yurt / yurdu.
Ünsüz Uyumu
Dilimizde tonsuz (sert) ünsüzle biten kelimelere gelen ekler tonsuz (sert) ünsüzle başlar: aç-tı, aş-çı, bak-tım, bas-kı, çiçek-ten, düş-kün, geç-tim, ipek-çi, seç-kin, seç-ti, süt-çü.
Ünsüz Türemesi (y, v)
İki ünlünün yan yana bulunduğu bazı alıntı kelimelerde ünlüler arasında y, v sesleri türemiştir: fiyat (< fiat), zayıf (< zaif); konservatuvar, laboratuvar, pisuvar, repertuvar, tretuvar, tuval, tuvalet.
Ünsüz Düşmesi
Arapçadan dilimize girmiş olan ve sonunda ikiz ünsüz bulunan kelimelerin yalın durumunda ünsüzlerden biri düşer (ünsüz tekleşir): hak (< hakk), his (< hiss), ret (< redd), zan (< zann), zem ( m Değişmesi
Türkçede kullanılan bazı kelimelerdeki b ünsüzünden önce gelen n ünsüzü m’ye dönüşür: saklambaç (< saklanbaç), dolambaç (< dolanbaç), ambar (< anbar), amber (< anber), cambaz (< canbaz), çember (< çenber), kümbet (< gunbed), memba (< menba), mümbit (< munbit), tambur (< tanbur).

Bağlaç Olan da, de’nin Yazılışı

Bağlaç olan da, de ayrı yazılır. Kendisinden önceki kelimenin son ünlüsüne bağlı olarak ünlü uyumlarına uyar: Kızı da geldi gelini de. Durumu oğluna da bildirdi. Sen de mi kardeşim? Güç de olsa. Konuşur da konuşur.
UYARI : Ayrı yazılan da, de hiçbir zaman ta, te biçiminde yazılmaz.
UYARI : Ya sözüyle birlikte kullanılan da mutlaka ayrı yazılır: ya da.
UYARI : Da, de bağlacını kendisinden önceki kelimeden kesme ile ayırmak yanlıştır: Ayşe de geldi (Ayşe’de geldi değil).
UYARI : Da, de bağlacının bulunma durumu eki olan -da, -de, -ta, -te ile hiçbir ilgisi yoktur. Bulunma durumu eki getirildiği kelimeye bitişik yazılır: devede (deve-de) kulak, evde (ev-de) kalmak, yolda (yol-da) kalmak, ayakta (ayak-ta) durmak, çantada (çanta-da) keklik. İkide (iki-de) bir aynı sözü söyleyip durma.
Yurtta sulh, cihanda sulh. (Mustafa Kemal Atatürk)

Bağlaç Olan ki’nin Yazılışı

Bağlaç olan ki ayrı yazılır: demek ki, kaldı ki, bilmem ki.
Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla işlensin.
(Mustafa Kemal Atatürk)
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!   (Orhan Veli Kanık)
Ruşen Eşref Ünaydın’ın “Diyorlar ki” adlı eseri ne güzeldir!
Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.
Ki bağlacı, birkaç örnekte kalıplaşmış olduğu için bitişik yazılır: belki, çünkü, hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki. Bu örneklerden çünkü sözünde ek aynı zamanda küçük ünlü uyumuna uymuştur.
Şüphe ve pekiştirme göreviyle kullanılan ki sözü de ayrı yazılır: Babam geldi mi ki? Başbakan konuşacak mı ki?